28 Ağustos 1998

ASLAN YELELİ RÜZGARLAR

Rüzgarlar getirdi seni
Kırıktı dallarım
Meltem oldun kimi kez
Mavi gök altında
Yorgun bedenime
Çiçeklendi dallarım
Rengarenk oldu dünyam
Yol oldun önüme
Yolcu oldun yanımda
Üleştin dertlerimi
Bir kır kahvesinin
Tahta masasında
Defter defter yazıldın
Kitap gibi okundun
Sigaramda nefes oldun
Kadehimde mey.
İçildin yudum yudum
Kor ateşler yakarak içerlerde
Özlem oldun kocaman
Uzaklar yakın
Yakınlar ırak olurmuş meğer
Gün gün çoğaldı papatyalarım
Kök saldı tohumların
Tarlam herşeye inat yemyeşil
Sevdam gelinciklerden kızıl
Yaşlı çınar gibiydim
Yorgun
Onardın kırık dallarımı
Yeşerterek dünyamı
Ama yine rüzgarlar götürecek seni
Aslan yeleli rüzgarlar
Biliyorum
Korkuyorum
Üşüyorum.

18 Temmuz 1998

SEVMENİN ÜÇ GÜNÜ

Birinciden bir öncesi

TÜKENME NOKTASI
duvarlar üstüne üstüne gelirdi
ter basardı
bağırır sesini duyuramazdı
ağlardı
yitikliğinde ömrün
acısını sarmalayıp bir yamalı bohçaya
gezerdi hayatın koridorunda
ne dünü dün
ne bu gününde huzur
ne yarınında bir mutluluk hayali
düşler ülkesine sığınarak
ağlardı
görünmez yaşlar akıtarak
kendini kandırarak kendi gerçeğinde
bakarak aynasına her gece ömrünün
bir şişede saklanmış
hayalini arardı
ne hayaller hayaldi
ne şişeler şişe
tıpasız şişede uçardı hüzün
kamışla çekerdi acıyı
damarlarından
ne yanında bir ateş
ne gözlerinde ışık
ne sabahlarında aşk
ne aşkında karşılık vardı.
bakardı elinde olanlar
suskun ,çaresiz
yamalı bohçasında acı
yaşamışlığında yalnızlık
bedeninde
kocaman bir
Deli Yürek vardı.
BİRİNCİ GÜN
SESLENİŞ
Seçti ilk kez
kuralını bozmayı
bohçasını bir kenara koyarak
anlamıştı
ne şişe paylaşıyordu hüznü
ne hüzün bohçaya yama
bu kez kartları açık oynuyordu
kendine karşı kendiyle
seçti
bilerek mi,rastgele mi
kendi de bilmiyordu
birden
kartında renk oluştu
yüzünde tebessüm
oturdular
tam çıkacaklarken kapıdan
bu elde hile de yoktu üstelik
bir şeyler oluyordu.
İKİNCİ GÜN
ne garip
öylece bekliyordu
ama o kart
bir türlü gelmiyordu
bir daha
bir daha denedi umutsuzca
parmakları tükenmişliğinde
piyano çalıyordu
diyemezdi öyle kolayca herkese
sana ihtiyacım var diye
ne garip
bu kez söylüyordu
kendi de kendine şaşıyordu.
ve
"O"
GELİYORDU
acısıyla
olanaksızlığıyla
zorlarıyla,zorbasıyla
yalansız ve yasaksız
geliyordu
hayallerindeki yeşil bahçesi
mısırlara sarılmış fasulyeleri
hayalinde açan papatyalarıyla
saflığıyla geliyordu.
üstelik
kartları anlatan
şarkısıyla geliyordu
ne zordu beklemek
ne zordu anlata bilememek.
ve ne zordu
gelmeyecek diye düşünmek.
ÜÇÜNCÜ GÜN
BİLİYORDU artık
biliyordu ki
derecesiz
ölçüsüz ,endazesiz
karşılık beklemeden
ve kahrederek çaresizliğine
başkasının olduğunu bilerek
"Onu" seviyordu.

29 Haziran 1998

RÜYA...



bu gece bir ruya gördum sevgili
koşuyorduk yeşil çayırlarında aşkın
bir salkım söğüt misafir etti bizi
sakladı dallarıyla usuldan
ellerin
yaprak misali değdi vucuduma
dudakların usuldan dokundu
yanaklarımda
gelincikler açtı sanki.
gözlerin sevgiyle parlak
gözlerin arzuyla hülyalı...
gözlerin ben dolu...

kaybolduk söğüdün altında
kaybolduk arzu yollarında
hafiften esti rüzgar
üşüdük aşkın doruğunda
çiçek koktu dünyam
sen koktun burnuma
uzandı kollarım boynuna
sarıldım sarmaşık misali
uçtuk havalara
yeşildi çayırlarımız
aşk yeşil,
söğüt yeşil
kır koktu,
çiçek koktu
bedenlerimiz.

13 Mart 1998

RUHLARIN DANSI



Ruhumu sevdi benim
İsyankardı yaşama
Ruhunu sevdim onun
Aşktı bu geldi başa

Beklerken yollarını
Çaresiz kıvranarak
Saatler yıl olurdu
Benden çok şey çalarak

Gelince güler yüzüm
Bahçeme gün doğardı
Silinirdi tüm dünya
Her anımda O vardı

Seslenirken usulca
Adını dua gibi
Sanki duyar gelirdi
Ateşi görmüş gibi

Hasretim büyürdü de
Yanardım O bilirdi
Yanardı. Ben gibiydi
Elbet koşar gelirdi

Ruhumu okurdu hep
O olmazsa ölüydüm
Bozkırında yeşili
Bahçesinde gülüydüm.

Ruhlarımız semada
Adeta dans ederdi
Sevmiştim,seviyordum
Seviyor biliyordum

Ne çare ki ayrıydık
Sorunlar dağ gibiydi
Devlerin aşkıydı bu
Elbet bir gün çözerdi

Bilemem ne olacak
Mahşere kalan düğün
Çok bekledim be canım
Bak soluyor bu gülün.

15 Ocak 1998

ARSIZ ÖLÜM




ölüm ilerler bazen en ağır bir şekilde
bazen rüzgar gibi eser ansızın...
hayattır tutunduğumuz ağaç sımsıkı...
ve hiç kopmayacak sandığımız...
oysa ne dallar kırıldı bu güne dek..
ve ne yaşlar aktı gözümüzden...
o ikisi en yakın dost bize...
hem ağlayıp
hem güldüğümüz
bundan..