18 Aralık 2008

Türk olmak



Önce…
- doğmaktır.

Kimi bir köy evinin toprak damı altında
Ebe Ayşe ninenin ellerine
En doğal hal ile…
Ya da
Elif hemşirenin hastanesinde
Zeynep - Kamil olmaktır.

İlk nefesle ciğere
Memleket havasını doldurmak
Anne memesine güçlüce asılarak
Var olmaya çalışmaktır

Sokakta bilye yuvarlamak
Gazoz kapakları oyuncak
Değnekleri at yapmaktır

Bir topun ardınca terli
Büyük futbolcu düşlerine dalmaktır

Sımsıkı sarılıp da
Annenin ellerine
Okul sırasında ağlamak
Mavi önlüklere bezenip
Kara tahta başında
Ali-Ayşe olmak
Ve
Kahramanlıklarla nikahlı
Mavi gözlü bir adamın
Gözlerinde kaybolmaktır

Çamurlu yollarda yürümektir çok zaman
Delik ayakkabılarla…
Toprak kokan havayı koklamak
Sararan yapraklara
Şiirler yazmak
Yılbaşı gecelerinde pencerede
" Ah bir de kar yağsa"
- dualarına karışmaktır.

Havuç takmaktır
Kardan adama bazen
Sonra onu taşlamak
Karda
Elleri uyuşmak
Bir naylon torba üstünde
Mutlu-mesut
Kaymaktır

Günde beş kez
Ezan duymak
Kılınmasa bile namaz
Hele
Yurtdışındaysa eğer
Bir ezanla
ağlamaktır

Takılırken tüyleri pıtraklara
koyunların
Onlara içli sesiyle
kaval çalmaktır
Sürüyü getirirken
Esenlikle geriye
Toz dumana bulanmaktır.

Sandık dolusu çeyiz
Yemenilerde oya
"Aşrı aşrı memlekete" türküsüyle
Gelin kız olup
Kırmızı örtünün altında
Kınalanmaktır

Yeni yetmiş bıyığıyla
Eller üzerinde hoplamak
Davullarla, zurnalarla
Hem sevinçli, endişeli
Ama hep dualarla
Mehmet olmaktır

Toprağın böğrünü
- yararken umut ile
Masa başında yahut
Ay başını gözlerken
Telaşlı adımlarla
Minibüse, vapura
Ya da işe koşarken
Hep
- aynı düşe yatıp
Geçimi sağlamaktır

Bir çadır kuyruğunda
Tornacı tezgahında
Caminin avlusunda
Bir sofranın başında
Oruç bozmaktır…

Elleri kaldırarak
Gökyüzüne, usuldan
Tövbeler edip, mahzun
Ağlamaklı olmaktır.

Ama unutmak var ya hani
İşte hemen unutup
- bildiği yola yine
- bile bile sapmaktır
En uyanık fikirler
- olmadık cinliklerle
Hedeflenen köşeyi
- dönüp keyif çatmaktır
Mapushane damında
- yıllar yılı yatarken
"Aldırma gönül" deyip
- dertlere karışmaktır.

Yabancıya özenip
- üç beş kelime ile
Yabancı dili çözmek
Sonra…
- hava satmaktır.
Hem istemek
- Onlar gibi olmayı
Hem de kızmaktır

Elini uzatıp
Yüreği vermek
Sonra
Sırtından hançerlenmektir

Kore'de
Somali'de
Afganistan
Necef'te
Yemen'de
Daha bilmem ki nerde
Eller ölmesin diye
Ölebilmek
Korurken
En düşmanı
Soykırımcı ilan edilebilmektir



Bazen
"nerde bu devlet" diye
- arsızca yırtınmak
Kazanmaya rağmen
- çuvalla para
Utanmadan, sıkılmadan
Devleti soyabilmek,
- çalabilmektir

Eğitim şart deyip
Kızları okutmamak,
Berdellerle
Başlıklarla
Üç kuruşa satmak
Bire dört mantığıyla
Hanımları çoğaltmaktır

Şak şaktır her seçimde
Alanlarda bağırmak
"Türkiye seninle gurur duyuyor"
"her yer inlesin, filanca dinlesin"
- diyerek, yırtınmak
Ama her seferinde
Sürpriz yapmaktır

Bazen,
Kanmaktır…
Bazen kandırmaktır
Çokça da
Entel kalemlerce
Balık yerine konmaktır
Göbek kaşıyan olmaktır

Türk olmak
Çağ kapayıp
Çağ açmaktır
Viyana kapılarına dayanmak
Bin atlısıyla hele
- akınlarda
Çocuklar gibi şen kalmaktır

Hem Dede Korkut ve Edebali
Fatih, Selim , Kanuni
Hem Yunus, Hacı Bektaş-ı Veli
Ve seslenmektir dünyaya
Mevlana ile
Bozsan bile tövbeni
Gel beri,
Gel beri

Mostar'da köprü
Kerkük'te kale
Kabe'ye örtü
Kıbrıs'ta dağ
Zorda kalan her kimse
Sevgiden bir ağ,
Dünyaya bekçi olup
Yunan ile
"İt dalaşı" yapmaktır

Tarih yazmaktır
Tarihe yazılmaktır
Ama
Her nedense
- 301 denen ile
Yazarları
- hapislere de atmaktır

Haremlerden
Yönetebilmektir bazen
Hürrem olmak,
Bazen de
Baltacı olup
Katerina öykülerinde
Yer bulmaktır

Sevmek ama ölesiye
Paylaşmak, güler yüzle
Kızsak da bazen
"Vatanım gibisi yok" diyebilmek

Cihana hükmederken
- kabuğuna çekilmek
Hiç umulmadık anda
Zaferler yazabilmek

Öyle bir şeydir ki bu
Hissetmek,
Hissedilmek
Boğazına kadar dolup
Anlatamamak
Hülasa
Kelimelere sığmamaktır

Vatan uğruna,
Bayrak uğruna
İnanç uğruna,
Alnından vurulmayı
Şehadet şerbetini içmeyi
göze almaktır.

Ne mutlu Türküm diyebilmek,
Bununla gururlanabilmek...
Düşman karşısında
Devleşebilmektir.
*

Türk olmak,
Kendini öyle hissedemeyenler var ya
işte onlara karşı
İnadına Türk olmaktır

07 Kasım 2008

BÜLBÜLÜN AŞKI




Ne mutlu o Gül'e ki
- adı destanda saklı
Ne güller var ki gülüm
- bülbül bile yasaklı

Şakıyıp durur bülbül
- o muhteşem sesiyle
Gülün sahibi yollar
- sevgiyi rahmetiyle

Desem ki ey bülbülüm figanın boşunadır
Güle yangın olsan da Gülün aşkı Allah’tır

Büker boynunu durur, bakar yaşlı gözlerle
Anlatmak ne mümkündür bu aşkı sığ sözlerle

Yanmanın ötesinde bir halde idi aşık
Hamdı pişti yıllarca , bizler ham iken yandık

Pişmenin anlamını anladık son yakınken
Ne çare yanmış idik Gül Rabbine yanmışken

Bekleriz ümmetine gülsün gülen yüzüyle
Gül kokusun duyalım bülbülün nağmesiyle

Diyelim bil cümlemiz Lâ ilahe illallah
Şefaate muhtacım , şefaat Resûllullah
Şefaatine muhtaç bu garip, Resûlullah

02 Ekim 2008

Bayram Değildir …




Olursa Ramazan şuuru
Farzın niye farz olduğu
Anlamak eğriyi, doğruyu
Allah için çekilen
- Açlık ve susuzluğu

Sabrı ve tahammülü
Bilme fırsatıydı Ramazan
Rahmet ve Mağfiretin
Bol mevsimiydi Ramazan


Sabah kahvaltı yapıp,
Doya doya çay içmek
Ramazan bitti diye
Çocuk gibi sevinmek
- değildir Bayram

Sigara tüttürerek
Eller cepte gezinmek
Camiye hiç uğramadan
Verilen şekeri yemek
- değildir Bayram

En yeni giysilerle
Giyinip caka satmak
Olmayanı düşünmeden
Keyf ile hava atmak
- değildir Bayram

Oruç tutmuş gibi görünmek
Hak etmişçesine sevinmek
Anlamadan o şuuru
Bayram diye bayram etmek
- değildir Bayram

Misafiri zûl sayıp
Perdeleri kapamak
Yorgunluğu bahaneyle
Tatil yerine kaçmak
- değildir Bayram

Sevgi ve şefkatten uzak
Kaynaşamamak bir tuzak
Gerçek manadan uzak
Yaşamak değildir Bayram


Bayramı gerçek manası ile hissederek ;

Kalbimizdeki imanın, yerine getirmeye çalıştığımız ibadetlerin kişiliğimizi ve davranışlarımızı kemale erdiren güzel ahlâk ile bütünleşmesi,

İçimizde yeşerttiğimiz umut ve huzurun bütün insanlık ailesini kaplaması,

Farklılığı zenginlik sayabilen bir anlayışla sevgi ve kardeşlik dolu yarınlara daha bir umutla baktığımız bayramlara ulaşılması temennisiyle,

Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle tebrik eder, bayramın milletimize, ülkemize, dünyamıza ve bütün insanlığa huzur ve barış getirmesini Yüce Mevlâ’dan niyaz ederim.

Sevgi ve saygılarımla


Çiğdem Altınöz

26 Eylül 2008

UZLET

Kadir gecemiz, en hayırlı gecemiz olsun...
Ramazan-ı şerifi uğurlarken, yaklaşan bayramınız mübarek olsun.
Bu şiircik de benden sizlere bir hediye olsun...

UZLET

"Sen yolu ne bilirdin sana öğretmeseydik
Nurumuzdan nur katıp seni yüceltmeseydik"

Sen eşref-i mahluktun bilemedin kendini
Yerle yeksan eyledin kendindeki kendini

Kapıldın içindeki hırsların şeytanına
Alamadın güzeli ve doğruyu yanına

Sen ki kibrin içinde yüzerdin sana doğru
Söyle şimdi kim güzel, kimlerdir daha doğru?

Sen doymayan nefistin, gözün gönlünü aşmış
Sen hatalı söz idin, kulağın bile şaşmış

Sen seni bilemedin defalarca duysan da
Kendini göremedin kendindeki aynanda

Şimdi çekil kendine kal kendinle baş başa
Sen de biliyorsun ki akıbet gelir başa

Kendine uzlette sor, sorunun cevabını
Bolca tövbe et de dön, kazanıp sevabını

Arın tüm kirlerinden ana rahminde gibi
Kendinden yeniden doğ doğduğun ilk gün gibi

Kendin ol, titre ve kork senede bir gün olsun
Belki de bu gün son günün belki yarına yoksun

"Bu gecenin kadrini nereden bileceksin?
Hayırlıdır bin aydan , sırra erecek misin?
İnecekler iznimle melekler, ruh ve nurlar
Tanyeri ağarana kadar senle, ordalar"

O gece sabaha dek sürecektir selamet
Gel vazgeç inadından ibadet et, tövbe et...

"Allah yaşatır sizi , sonra da O öldürür,
Vakit tamam olunca sizi yine diriltir."

Buradaki incelik düşündürmeli bizi
Her günün her gecenin kıymetini bilmeli



Hamd,
................göklerin Rabbi,
...................yerin Rabbi
......................ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Bizleri bu günlere eriştirdiği için Rabbimize hamdolsun.
Kadir geceniz kutlu olsun....

19 Eylül 2008

ÖZLEM

Şiiri
özlüyorum
şiirselliğimle

İçinde aşk olan
Şarkılara gebe

rüzgârın fısıltılarında
gizli

kuytularda
sonbahar rengiyle yüklenmiş
hüzün kokan,

titreten
üşütmekten ırak

yakan,
küle döndürerek
ama
doğuran yeniden
cana can katan

papatyalarda saklanan
yağmur kokan

şiiri özlüyorum
aşkı yazdıran

29 Ağustos 2008

Hüznün adresi Bosna...




Bir sabah
Kana boyandı gözler
Şarap mı kan
Kan mı şarap?
Katletme sarhoşluğunda
Tetiğe bastı eller…

Bakıldığında…
İnsan suretindeydiler

Elleri…………………Birleşmeye
Yürekleri…………….Sevmeye
Gönülleri……………Barışa
Ruhları……………..İnanca küs


Acaba ne idiler?


Bir sabah
Zulme uyandı gözler
Bilmediler
Bilemediler
Niye katledildiler?

Onlar
Boylanan fidanlardı
Bıyıkları terlememiş
Dudaklarının kenarında
Bilinmedik türküler
Tuna’ya, aşka dair

Onlar
Kasketleri yana eğik
Bereketi düşleyen
Yağmur gözlü
- bulut yüklü
Elleri nasırlı babalardı

Onlar
Nazlı ceylanlardı
Şakıyan rengarenk kuşlardı
Güleç yüzlerinde
Ay ışığı parlardı
Evin gonca gülleri
Dokunulmamış masumlardı

Onlar
Buğday tanesinde somun
Kır otlarında tad
Sofralara bereketti
Ayakları
Cennetti…cennetti…

Onlar ki…
Güçlü bedenleriyle
Yoklara var katan
Kenarı sabır oyalı
- tertemiz örtülü
Göğe dönük avuçlarla
- sessizce yakaran
Gözü yaşlı analardı

Bir sabah
Kana boyandı gözler

Elleri…………Birleşmeye
Yürekleri…….Sevmeye
Gönülleri….…Barışa
Ruhları.……..İnanca küs
İnsan suretindeydiler ama
Gerçekte ne idiler?


Şeytan üfürdü
Kanı getirdi
Umutlar yığılmıştı
Rüzgâr götürdü

Bulut karardı
Güneş saklandı
Fidanlar devrilmişti
Toprak utandı

Onlar
Yağmur damlasıydı
Misler kokutan
Her biri bir umut
Soyu yürüten
Kimine altıp top
Kimine gurur
Her biri
- kendince bir dünya idi
kim bilir
- o dünyada ne saklı idi

Dizilip soysuzun namlu ucuna
Arkadan vuruldular
- kalleşcesine

Onlar
İmanlarıyla suçlananlardı
Varlıkları ile çıldırtanlardı
Onlar birer hedef
Yok sayılandı
Silinmek istenen son noktalardı

Onlar
Somali, Cezayir’de, hem Filistin’de
Fas’ta, Irak’ta, yahut Bosna’da
- Srebrenitsa’da,
- Ve tüm dünyada
Büyük tehlikeydi
Zor insanlardı
Toprağa saklanacak
İnançlı tohumlardı…

Eller birleşmeye
Yürek….Sevmeye
Gönüller barışa hasret
Gel gör ki
Katletmeyi sevenlerde
Nerede o haslet?


Çiğdem ALTINÖZ- 2008

28 Ağustos 2008

GECE

Ben gündüzün olayım
Üzerimi ört gece
Sarmalarken ben seni
Adım de hece hece

Üç karanlık içinden
Geçip gelirken sana
Ete büründüm diye
Küfre yürütme gece

Secd ile bükük boyun
Sabaha varacaksa
Var kendini uzun kıl
Başımı dikme gece

Üstüm ateşten gölge
Altım ateşten gölge
Ne korkunç bir manzara
Tövbedeyim bu gece

Etmem kulluk tağuta
Şükür aklım yerinde
Gökten rahmet de iner
Zikir ise her gece

Yere nebatat verir
Bazen döndürür çöpe
Sonra yine diriltir
Sahiptir O bu güce

Ölecekler anında
Ölmeyenler uykuda
İsterse hep bir anda
Canlar alınır nice

Yeryüzü avucunda
Göklerse sağ elinde
Müşrikler ortak koşar
Bilmezler ki ne yüce

Sur’a üflenir bir kez
Herkes düşer bayılır
İkinci üflenişte
Akıbetim ne gece ?

Ben gündüzün olayım
Üzerimi ört gece
Çekilirken hesaba
Râb derim hece hece

29 Temmuz 2008

MİRAÇ

Ellerimi semaya açtığım bu gecede
Göz yaşlarım döküldü inciler gibi sanki
Dualar bir yol buldu lâcivert semalarda
Nur yağmaya başladı öyle muhteşem an ki

İçerimde yükselen derûni duygularla
Tüm alemi sığdırdım kuruyan dudağıma
Bir yolculuk başladı, bedenimdedir miraç
Yüreğimden taşanlar, doluyor kulağıma

“Sesleniyor ulviyet, beşeriliği bırak
İnsanlığa yüksel ki yükselsin bütün ahlâk
Yeryüzünün insani merkezlerinden sıyrıl
Manevi merkezlere gönül gözün ile bak

Nasıl bir yaşamdasın ? farkında ol da silkin
Gerileme, bozulma öne çıkmış bu çağda
Düzelmeyi dilersen kendinden başla ilkin
Kaybolacaksın yoksa hırsla örülmüş ağda

Etrafında duyduğun kan kokusu ve savaş
İşgâller, işkenceler, dibe vurmuş bir hayat
Kaynakların kuruyor sen doğal afet derken
Kuruyan yüreğindir, sök onu yerinden at

Daha güzel bir dünya, daha erdemli yaşam
Dilense olmaz mıydı akıl ve yürek ile?
Sense hırslar kurbanı, tutkunun esirisin
Kendini ara ve bul, yüksel miracım ile”

Konuşan yüreğim mi, ben miyim, yoksa O mu?
Düşündüren, söyleten benden öte bir yol mu?
Kalbimi sıkıyorken anlamadığım bir el
Bunca kirlenmişliğin temizlik yolu yok mu?

“Sonsuz merhametimin kapısını çalmazsan
Dua da bir miraçtır, o kapıya varmazsan
Boşa koyarsan başı, günde beş kere yere
Neye yarar göstermek kendini ele güne”


Dilerse o taşırır gönül gözünden yaşlar
Ol deyince oldurur, eğilir cümle başlar
Sel olur da taşar hep yüreğine damlayan
Seni senden temizler, seni iyi tanıyan


Allah ile kulları birbirine bağlayan
Yalnızlığı gideren o en büyük bağ ile
“Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var”
Diyerek O buyurdu , Kuran’da ayet ile

Recep ayında kutlu yirmi yedinci gece
Ah keşke diyebilsem her şeyi hece hece
Bilinmez nice gizler saklıdır o isra’da
Dinleyenler dediler nur-ul envar havada

Kimine göre Burak kimi der taşır Refref
Birden yediye kadar gökler açıldı saf saf
Akıllar almasa da yükseltilişte niyet
Değil ayet göstermek, O’nun kendisi ayet

Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksa’da mı
Oluştu sanıyorsun o muhteşem yolculuk
Diller lâl olmuş sanki, susan tek kainat mı?
Gökler misafir etti, melekler oluk oluk

Ne varlık düzeyinde , ne beynin sınırında
Hakikat göğünün de katmanında değil hiç,
İnsanlığın Allah’a giden yol durağında
Gerçekleşmiş kutlu bir yolculuktur o Miraç.





İsra: gece yürüyüşü
Nur-ul envar : nurların nuru

12 Temmuz 2008

ELÂ VAKTİ…



Bir renge girdi zaman
Adı elâ vaktidir
Söylemesi pek yaman
Gelen ölüm aktidir

Bir bilmece gibidir
Zaman zaman içinde
Zaman mı sende yaşar
Sen mi zaman içinde


Ne de çabuk yitiyor
Göz açıp kapar gibi
Sevilenler gidiyor
Koptu zamanın ipi

Bir bilmece gibidir
Zaman zaman içinde
Zaman mı sende yaşar
Sen mi zaman içinde


Ol neşe-i muhabbet
Elâ vaktinde çoktu
Kader denilir elbet
Bir vardı, bir yok oldu…


Bir bilmece gibidir
Zaman zaman içinde
Zaman mı sende yaşar
Sen mi zaman içinde




Elim bir trafik kazası sonunda kaybettiğimiz gencecik şair-avukat Elâ Kurt'un anısına

08 Haziran 2008

LEYLE-İ BERAT

Bu öyle bir gece ki almaz akıl, havsala
Gönüllere nakşolur , gafiller de feyz ala
Bu gece açılırken gökyüzünün kapısı
İnsan kontrol etmeli sağlam mıdır yapısı ?

Dilersen aklanırsın idrak edip bilirsen
Rükuda ve secdede yaşlar dökebilirsen
Bu bir mübarek gece, bu gece sakk gecesi
Bilincine bir varsak budur Rahmet gecesi

Borçlu olacak isen imzalarsın bir senet
Borcunu öder isen geri alırsın elbet
İmza ile oluyor tüm bu işler bilirsin
Ödemezsen borçları söyle nasıl silinsin?

Yıl sonu geldiğinde hesaplar incelenir,
Hatalar ayıklanıp son şekle getirilir
Çıkarılır kar/zarar, bilanço hazırlanır
Gelecek yıllar için planlar tasarlanır

Neden dünya haline erer de hep akıllar
Uhrevi alem desem ağza dolar çakıllar?
Oysa dünya, alemin parçasıdır minicik
Alemlerin sahibi biliriz ki biricik

Üç aylar olmasının elbet fazileti var
Tüm yılın hesapları, bakılacak kar/zarar
Bu gece dürülecek hesap defteri kulun
Nasipse verilecek beratla sürer yolun

Rızıkla alakalı defterler Mikail’e
Savaşla ilgililer verilir Cebrail’e.
Ameller nüshasıysa İsrafil'e verilir
Ölüm ve musibetle Azrail ilgilenir

Rahman ve Rahim olan bu gece tövbe bekler
Peygamber ümmet için şevkle şefaat eder
Alemleri kuşatır, affı coşturur Allah
Yoktur ondan başkası, yoktur başka bir ilah

Zorlama hiç beynini aklın sınırı ermez
Belki gelecek sene bu fırsat da verilmez
Bu gece yazılacak ömrünün her evresi
Bu gece kapanacak belki yaşam devresi

Kutsal kitap inmeye başladı bu gecede
İçinde nur-u iman, aşk vardı her hecede
Peygambere bu gece şefaat ilmi verdi
Biz kulları için de bakınız neler dendi

İstiğfar eden yok mu, affeder , bağışlarım
Bu gece hatırına mukadderat yazarım
Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.
Gelen musibetleri bu gece def edeyim

İsteyeni bu gece hat’rına affederim
Hastalara şifayı isterlerse veririm
Bana samimiyetle sığınan olur mazhar
Mutlaka bilmeli ki olacaktır bahtiyar

Zemzem bu gece coşar, bu ilahi işaret
Bu gece sabaha dek secdede dur, dua et
Ümidini hiç kesme, affolur günahların
Sen tövbeni tutarsan, çoğalır ırmakların

Ey İlahi , ey Gaffar, hem Aziz ve hem Muiz
Esirgeyip bağışlayan Sensin şeksiz şüphesiz
Nûrumuzu bizim için tamamla ne olursun
Affet bizi ey Rabbim tövbemiz kabul olsun

06 Haziran 2008

İNSAN-I KÂMİL

İster isen cismani arzu tatmini
Veya diler isen cennet nimeti

Niyet çok önemli, bilinmelidir
O niyet çizgisinde yürünmelidir

Müşahede istenirse ol Cemalullah
İnsan-ı kamil olana lütfeder Allah

Saklanır mı hiç O’ndan herkesçe ayan
Sana verilmiş olan güzele dayan

Her kuluna vermiştir bolca istidat
Amel edip çok yapmak gerek temrinâd

Bunun için olmalı insan-ı kamil
İşte o dem haz ile gelir varidat

Var fıtratın gayesi, bilmez mi Allah
Hilkatin neticesi, iman-ı billah

O sevgi aşar bendi, açar yolları
Ardından hemen gelir Muhabbetullah

Peşinden takip eder, zevk-i ruhani
Elbet ondan sonrası, Aşk-ı ilahi

Alıp götürür seni, O ilahi aşk
Ruhlarda hasıl olur, muhteşem bir şevk

Belki dalar gidersin, sonsuz hayrete
Bir bakarsın bir anda, gelmişsin vecd’e

Vecde girmek için, bazen tevâcüd
Vecdin katlanmış şekli, bil ki mevâcid

İnan alemde her şey, bir şey cezb eder
Ben demedim ki bunu, Mesnevi söyler

Sıcak sıcağı çeker, soğuk ise soğuğu
Yaratılmışta mevcut, o ibadet şuuru

İradenin almadığı, iİncizab, çekiş
İncizabın son sınırı, yakîn’e varış

İşte şimdi ortada, gaye-i Fitrat
Akl’edemeyenlere, azabdır Sırat

Neticesi Hilkatin, herkesçe amil
Bunun için yaratıldı, İnsan-ı kâmil



Çiğdem Altınöz


/ 30 Mart 2007- Mevlût kandili


Şiirde geçen sözcüklerin anlamları :

CEMALULLAH : Allah'ın cemâli.CEMAM : Rahat olmak. Dinlenip yorgunluğu gidermek. İstirahat etmek.
FITRAT : Yaradılış, tıynet, hilkat. (Bak: Evamir-i tekviniye)
HİLKAT : Doğuştan gelen vasıf. Yaratma. Yaratılış.
MUHABBETULLAH : Cenab-ı Hakk'a karşı beslenen ihlâslı sevgi.(...Sende, senin nefsine olan şedid muhabbetin O'nun zâtına karşı muhabbet-i zâtiyedir ki, sen su-i istimal edip kendi zâtına sarfediyorsun. Öyle ise, nefsindeki eneyi yırt, hüveyi göster. Ve kâinata dağınık bütün muhabbetlerin, O'nun esmâ ve sıfâtına karşı verilmiş bir muhabbettir. Sen su-i istimal etmişsin, cezasını da çekiyorsun. Çünkü yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir. Rahman-ür-Rahim ismiyle hurilerle müzeyyen Cennet gibi senin bütün arzularına câmi' bir meskeni, senin cismani hevesatına ihzar eden ve sair esmâsiyle senin ruhun, kalbin, sırrın, aklın ve sair letâifin arzularını tatmin edecek ebedi ihsanatını, o cennette sana müheyya eden ve her bir isminde mânevi çok hazine-i ihsan ve kerem bulunan bir Mahbub-u Ezelinin, elbette bir zerre muhabbeti, kâinata bedel olabilir. Kâinat O'nun bir cüz'i tecelli-i muhabbetine bedel olamaz. S.)(Velâyet yollarının ve tarikat şubelerinin en mühim esası ihlâsdır. Çünkü, ihlâs ile hafi şirklerden halâs olur. İhlâsı kazanmıyan, o yollarda gezemez ve o yolların en keskin kuvveti, muhabbettir. Evet muhabbet; mahbubunda bahaneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez. Ve kemâline delâlet eden zayıf emâreleri, kavi hüccetler hükmünde görür. Dâima mahbubuna tarafdardır.İşte bu sırra binaendir ki, muhabbet ayağı ile marifetullaha teveccüh eden zâtlar şübehata ve itirâzata kulak vermezler, ucuz kurtulurlar. Binler şeytan toplansa, onların mahbub-u hakikisinin kemâline işaret eden bir emareyi, onların nazarında ibtal edemez. Eğer muhabbet olmazsa, o vakit kendi nefsi ve şeytanı ve harici şeytanların ettikleri itirazât içinde çok çırpınacak. Kahramancasına bir metanet ve kuvvet-i imân ve dikkat-ı nazar lâzımdır ki, kendisini kurtarsın.İşte bu sırra binaendir ki, umum meratib-i velâyette, mârifetullahtan gelen muhabbet, en mühim mâye ve iksirdir. Fakat muhabbetin bir vartası var ki, ubudiyyetin sırrı olan niyazdan, mahviyetten, naza ve dâvaya atlar, mizansız hareket eder. Mâsiva-yı İlâhiyeye teveccühü hengâmında, mâna-yı harfîden mâna-yı ismîye geçmesi ile, tiryak iken zehir olur. Yâni gayrullahı sevdiği vakit Cenab-ı Hak hesabına ve onun nâmına, onun bir âyine-i esmâsı olmak ciheti ile rabt-ı kalb etmek lâzım iken; bazan o zâtı o zât hesabına kendi kemâlât-ı şahsiyesi ve cemâl-i zâtîsi nâmına düşünüp, mâna-yı ismîyle sever. Allah'ı ve Peygamber'i düşünmeden yine onları sevebilir. Bu muhabbet, muhabbetullaha vesile değil, perde oluyor. Mâna-yı harfî ile olsa, muhabbetullaha vesile olur, belki cilvesidir denilebilir. M.)( $ âyetinde i'cazlı bir îcaz vardır. Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir. Şöyleki: Şu âyet diyor ki: "Allah'a (Celle Celâluhu) imanınız varsa elbette Allah'ı seveceksiniz. Mâdem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zâta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz. Allah da sizi sevecek. Zâten siz Allah'ı seversiniz, tâ ki, Allah da sizi sevsin". L.)
TEMRİNÂD : Yumuşak etme. İdman ettirme. / Tekrarlatarak çalıştırma. Egzersiz.
VÂRİDÂT (Vâride. C.) Kâr, gelir. / Vârid olan. Bir kimseye veya hazineye ait gelir ve paralar. /Hatıra gelen, içe doğan.
MEVACİD : Vecd hâlleri. Kalbî zevk veren istiğrak halleri. (Bak: Vecd)
TEVACÜD : Kişinin kendini vecd suretinde göstermesi.
AYAN : (İyân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği. / Çiftçi âletlerinden olan saban okunun bileziği.
CEZB : Kendine doğru çekme. İçme.
İNCİZAB : Cezbedilme, çekilme.(Fıtrat-ı zîşuur olan vicdandaki incizab ve cezbe, bir hakikat-ı câzibedarın cezbesiyledir. M.)
YAKÎN : Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek.(Yakîn: Ma'rifet ve dirayetin ve emsalinin fevkinde olan ilmin sıfatıdır. İlm-i yakîn denir, ma'rifet-i yakîn denilmez. Ayn-el yakîn: (kelimenin merfu hali ayn-ul yakîndir.) Göz ile görür derecede veya görerek, müşahede ederek bilmek. Meselâ; uzakta bir duman görüyoruz. Orada ateşin varlığını ilmen biliyoruz, demektir. Bu bilme derecesine ilm-el yakîn deniyor. Ateşe yaklaşıp, gözümüzle görürsek, ona ayn-el yakîn bilmek deniyor. Daha da ilerliyerek bütün hislerimizle ateşin varlığını anladık ise; ateşin yakması ve sâir sıfatlarını da bildik ise, bu nevi'den olan ilmimizin derecesine de hakk-al yakîn deniyor. (Hakkalyakîn: Abdin sıfatları, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında fâni olup, kendisi onunla ilmen ve şuhuden ve hâlen beka bulmaktadır. Ö. Nasuhi)
AMİL : Arzusu, isteği olan./ Yapan. İşleyen. *Sebep. /Vergi tahsiline memur kimse. /Mütevelli. /Vâli. *Gr: İraba te'sir eden yüz şeyden altmışı. (Yalnız ismi mecrur yapanlar yirmi adettir).
KÂMİL :(Kemal. den) Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemalde olan, kusursuz. Kemal ve fazilet sâhibi.
Resul-i Ekrem'in de (A.S.M.) bir vasfıdır.
Yaşını başını almış, terbiyeli ve görgülü kimse.
Âlim, bilgin kişi.
Bir aruz kalıbı ismi.(Büyük görünme küçülürsün...Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük, Nâkıslarda küçüklük mizanıdır büyüklük. S.)

DOSTUM

Gülleri derleyip gül gönderene
Sevgi bahcesinden gönül derene
Yüreğini apaçık sunabilene

Çigdem der ki Vâsi'yi her an, an dostum
Hem Âhiri, hem Zâhiri bul dostum

.
Sevdanın saçları ipekten olur
Onu ancak seven yürekler dokur
Mevlam neyimiz var anında okur

Kırılan kolları da O bilir dostum
Derdi de dermanı da O verir dostum

.
Bin kere söz versen de kendi kendine
Düşmeye gör bir kez sevda öksesine
Razısın görmesende yarin sesine

Lâl edip susturan Muîd var dostum
Dilleri coşturan da Muhyîdir dostum

.
Bülbül güle yanık öter dururken
Gül ümmete kokusun salar dururken
Bahçeler tarümar olup dururken

Çölleri de yakan bir güç var dostum
Hem Dâr-i hem Nâfi bir Nûr var dostum

.
Dünya hanındayız tekmil hepimiz
Bakar da görmeyiz bazen kimimiz
Bazen ağlatırken gönül telimiz

Dilleri coşturan Kebir var dostum
Aza çok veren Şekûr var dostum

.
Ayrılık zamanı geldiği anda
Sorular sorulunca büyük mizanda
Verecek hesabın kul da şeytan da

Çok şükür ki orada Basîr var dostum
Hâlim'dir, Habîr'dir sevin ey dostum

.
Mukîttir ruhlara gıdayı verir
Hasîbdir hesaba o çekebilir
Celildir azametin melekler bilir

O, Vekil, hem Vedud, hem Muîd dostum
Hem Mümît hem Muhyî inan O, dostum

.
Hem Rauf, hem Nafi, hem Hâdi odur
Hem de Ber'dir her zaman sözünde durur
Tevvab'dır tövbemizi kabul buyurur

Tövbemiz her daim bol olsun dostum
Şeytan bizden ırakta dursun can dostum

.
Baki'dir , Varîs'dir, hem adil Hakem
Vâli'dir kainata hükmeder her dem
Bedî'dir bilir de susar bu Çiğdem

Haddimizi biliriz, bilmeli dostum
Diller söylemeli güzeli dostum

.
Adl ile davranır her daim bize
Anlatamam hakim olamam söze
Selâm olsun Mü'mine, gören her göze

Sabûr ismi sabrımıza yol olsun dostum.
Allah yâr ve yardımcımız olsun ey dostum.

31 Mayıs 2008

16 Nisan 2008

BABACIĞIM...



Dün gece seni andım sesimi duymadın ki
Yağıyordu o rahmet toprağı kokutarak
Seslendim sana inan, sessiz çığlıklarımla
Yoksan da buradaydın, kalbime dokunarak

Bir ağaç var tarlada yapayalnız ve mahzun
Altında oturdum da , hep seni andım bugün
Neden bilemiyorum, seni düşünmek neden
ve o düşünüşlerde yüreğim niye üzgün ?

Hiç görmedin burayı sen dünya gözü ile
Ama biliyorum ki görürsün her yönüyle
Belki de dala konup şakıyan kuşum sensin
Kim bilir saçaktaki boz renkli serçedesin

Kışın çatıdan gelen uğultularda sesin
Bilinir mi baharda esen meltemlerdesin
Toprağa düşen yağmur sarmalarken bedeni
Fışkıran nebatatta gördüm sanırım seni

Niye son günlerdeki sana duyduğum özlem
Kalbime vuran sızı , dudağımdaki elem
Arada bir rüyama girişindeki hikmet
Hasretten mi nedendir var bir sebebi elbet

Suçluyum sana karşı sözümü tutamadım
Vasiyetine ise tamamen uyamadım
Ama biliyor musun rüyamda bile gençsin
Sanki ölmemişsin de sıcak evimizdesin

Güzel, beyaz sakalın, o nurani yüzünle
Konuşuyorsun benle, sevdiğim gür sesinle
Bazense bakıyorsun uzaktan öyle bana
Omzunda ceketin var, bir masanın başında

Kayboluyor hayaller, resim silikleşiyor
Uyanınca içime binbir duygu doluyor
Her seferinde yine, yaşıyorum özlemi
Ruha nasıl erilir, duayla mı sözle mi?

Aslında biliyorum hepsini ve her şeyi
Yıllar gelip geçtikçe anlarım daha iyi
Babasızlık ne zormuş, o babaya has ilgi
İnadına beklenir, giderek artar sevgi

19 Mart 2008

BÜLBÜLÜN AŞKI

Ne mutlu o Gül'e ki
- adı destanda saklı
Ne güller var ki gülüm
- bülbül bile yasaklı

Şakıyıp durur bülbül - o muhteşem sesiyle
Gülün sahibi yollar - sevgiyi rahmetiyle

Desem ki ey bülbülüm figanın boşunadır
Güle yangın olsan da Gülün aşkı Allah’tır

Büker boynunu durur, bakar yaşlı gözlerle
Anlatmak ne mümkündür bu aşkı sığ sözlerle

Yanmanın ötesinde bir halde idi aşık
Hamdı pişti yıllarca , bizler ham iken yandık

Pişmenin anlamını anladık son yakınken
Ne çare yanmış idik Gül Rabbine yanmışken

Bekleriz ümmetine gülsün gülen yüzüyle
Gül kokusun duyalım bülbülün nağmesiyle

Diyelim bil cümlemiz Lâ ilahe illallah
Şefaate muhtacım , şefaat Resûllullah
Şefaatine muhtaç bu garip, Resûlullah