06 Haziran 2008

İNSAN-I KÂMİL

İster isen cismani arzu tatmini
Veya diler isen cennet nimeti

Niyet çok önemli, bilinmelidir
O niyet çizgisinde yürünmelidir

Müşahede istenirse ol Cemalullah
İnsan-ı kamil olana lütfeder Allah

Saklanır mı hiç O’ndan herkesçe ayan
Sana verilmiş olan güzele dayan

Her kuluna vermiştir bolca istidat
Amel edip çok yapmak gerek temrinâd

Bunun için olmalı insan-ı kamil
İşte o dem haz ile gelir varidat

Var fıtratın gayesi, bilmez mi Allah
Hilkatin neticesi, iman-ı billah

O sevgi aşar bendi, açar yolları
Ardından hemen gelir Muhabbetullah

Peşinden takip eder, zevk-i ruhani
Elbet ondan sonrası, Aşk-ı ilahi

Alıp götürür seni, O ilahi aşk
Ruhlarda hasıl olur, muhteşem bir şevk

Belki dalar gidersin, sonsuz hayrete
Bir bakarsın bir anda, gelmişsin vecd’e

Vecde girmek için, bazen tevâcüd
Vecdin katlanmış şekli, bil ki mevâcid

İnan alemde her şey, bir şey cezb eder
Ben demedim ki bunu, Mesnevi söyler

Sıcak sıcağı çeker, soğuk ise soğuğu
Yaratılmışta mevcut, o ibadet şuuru

İradenin almadığı, iİncizab, çekiş
İncizabın son sınırı, yakîn’e varış

İşte şimdi ortada, gaye-i Fitrat
Akl’edemeyenlere, azabdır Sırat

Neticesi Hilkatin, herkesçe amil
Bunun için yaratıldı, İnsan-ı kâmil



Çiğdem Altınöz


/ 30 Mart 2007- Mevlût kandili


Şiirde geçen sözcüklerin anlamları :

CEMALULLAH : Allah'ın cemâli.CEMAM : Rahat olmak. Dinlenip yorgunluğu gidermek. İstirahat etmek.
FITRAT : Yaradılış, tıynet, hilkat. (Bak: Evamir-i tekviniye)
HİLKAT : Doğuştan gelen vasıf. Yaratma. Yaratılış.
MUHABBETULLAH : Cenab-ı Hakk'a karşı beslenen ihlâslı sevgi.(...Sende, senin nefsine olan şedid muhabbetin O'nun zâtına karşı muhabbet-i zâtiyedir ki, sen su-i istimal edip kendi zâtına sarfediyorsun. Öyle ise, nefsindeki eneyi yırt, hüveyi göster. Ve kâinata dağınık bütün muhabbetlerin, O'nun esmâ ve sıfâtına karşı verilmiş bir muhabbettir. Sen su-i istimal etmişsin, cezasını da çekiyorsun. Çünkü yerinde sarfolunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir. Rahman-ür-Rahim ismiyle hurilerle müzeyyen Cennet gibi senin bütün arzularına câmi' bir meskeni, senin cismani hevesatına ihzar eden ve sair esmâsiyle senin ruhun, kalbin, sırrın, aklın ve sair letâifin arzularını tatmin edecek ebedi ihsanatını, o cennette sana müheyya eden ve her bir isminde mânevi çok hazine-i ihsan ve kerem bulunan bir Mahbub-u Ezelinin, elbette bir zerre muhabbeti, kâinata bedel olabilir. Kâinat O'nun bir cüz'i tecelli-i muhabbetine bedel olamaz. S.)(Velâyet yollarının ve tarikat şubelerinin en mühim esası ihlâsdır. Çünkü, ihlâs ile hafi şirklerden halâs olur. İhlâsı kazanmıyan, o yollarda gezemez ve o yolların en keskin kuvveti, muhabbettir. Evet muhabbet; mahbubunda bahaneler aramaz ve kusurlarını görmek istemez. Ve kemâline delâlet eden zayıf emâreleri, kavi hüccetler hükmünde görür. Dâima mahbubuna tarafdardır.İşte bu sırra binaendir ki, muhabbet ayağı ile marifetullaha teveccüh eden zâtlar şübehata ve itirâzata kulak vermezler, ucuz kurtulurlar. Binler şeytan toplansa, onların mahbub-u hakikisinin kemâline işaret eden bir emareyi, onların nazarında ibtal edemez. Eğer muhabbet olmazsa, o vakit kendi nefsi ve şeytanı ve harici şeytanların ettikleri itirazât içinde çok çırpınacak. Kahramancasına bir metanet ve kuvvet-i imân ve dikkat-ı nazar lâzımdır ki, kendisini kurtarsın.İşte bu sırra binaendir ki, umum meratib-i velâyette, mârifetullahtan gelen muhabbet, en mühim mâye ve iksirdir. Fakat muhabbetin bir vartası var ki, ubudiyyetin sırrı olan niyazdan, mahviyetten, naza ve dâvaya atlar, mizansız hareket eder. Mâsiva-yı İlâhiyeye teveccühü hengâmında, mâna-yı harfîden mâna-yı ismîye geçmesi ile, tiryak iken zehir olur. Yâni gayrullahı sevdiği vakit Cenab-ı Hak hesabına ve onun nâmına, onun bir âyine-i esmâsı olmak ciheti ile rabt-ı kalb etmek lâzım iken; bazan o zâtı o zât hesabına kendi kemâlât-ı şahsiyesi ve cemâl-i zâtîsi nâmına düşünüp, mâna-yı ismîyle sever. Allah'ı ve Peygamber'i düşünmeden yine onları sevebilir. Bu muhabbet, muhabbetullaha vesile değil, perde oluyor. Mâna-yı harfî ile olsa, muhabbetullaha vesile olur, belki cilvesidir denilebilir. M.)( $ âyetinde i'cazlı bir îcaz vardır. Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir. Şöyleki: Şu âyet diyor ki: "Allah'a (Celle Celâluhu) imanınız varsa elbette Allah'ı seveceksiniz. Mâdem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zâta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz. Allah da sizi sevecek. Zâten siz Allah'ı seversiniz, tâ ki, Allah da sizi sevsin". L.)
TEMRİNÂD : Yumuşak etme. İdman ettirme. / Tekrarlatarak çalıştırma. Egzersiz.
VÂRİDÂT (Vâride. C.) Kâr, gelir. / Vârid olan. Bir kimseye veya hazineye ait gelir ve paralar. /Hatıra gelen, içe doğan.
MEVACİD : Vecd hâlleri. Kalbî zevk veren istiğrak halleri. (Bak: Vecd)
TEVACÜD : Kişinin kendini vecd suretinde göstermesi.
AYAN : (İyân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği. / Çiftçi âletlerinden olan saban okunun bileziği.
CEZB : Kendine doğru çekme. İçme.
İNCİZAB : Cezbedilme, çekilme.(Fıtrat-ı zîşuur olan vicdandaki incizab ve cezbe, bir hakikat-ı câzibedarın cezbesiyledir. M.)
YAKÎN : Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek.(Yakîn: Ma'rifet ve dirayetin ve emsalinin fevkinde olan ilmin sıfatıdır. İlm-i yakîn denir, ma'rifet-i yakîn denilmez. Ayn-el yakîn: (kelimenin merfu hali ayn-ul yakîndir.) Göz ile görür derecede veya görerek, müşahede ederek bilmek. Meselâ; uzakta bir duman görüyoruz. Orada ateşin varlığını ilmen biliyoruz, demektir. Bu bilme derecesine ilm-el yakîn deniyor. Ateşe yaklaşıp, gözümüzle görürsek, ona ayn-el yakîn bilmek deniyor. Daha da ilerliyerek bütün hislerimizle ateşin varlığını anladık ise; ateşin yakması ve sâir sıfatlarını da bildik ise, bu nevi'den olan ilmimizin derecesine de hakk-al yakîn deniyor. (Hakkalyakîn: Abdin sıfatları, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarında fâni olup, kendisi onunla ilmen ve şuhuden ve hâlen beka bulmaktadır. Ö. Nasuhi)
AMİL : Arzusu, isteği olan./ Yapan. İşleyen. *Sebep. /Vergi tahsiline memur kimse. /Mütevelli. /Vâli. *Gr: İraba te'sir eden yüz şeyden altmışı. (Yalnız ismi mecrur yapanlar yirmi adettir).
KÂMİL :(Kemal. den) Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemalde olan, kusursuz. Kemal ve fazilet sâhibi.
Resul-i Ekrem'in de (A.S.M.) bir vasfıdır.
Yaşını başını almış, terbiyeli ve görgülü kimse.
Âlim, bilgin kişi.
Bir aruz kalıbı ismi.(Büyük görünme küçülürsün...Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük, Nâkıslarda küçüklük mizanıdır büyüklük. S.)

Hiç yorum yok: